Çocukluğumdan Kalma 2

Haydi gelin devam edelim çocukluk hikayelerine.. Bizde çiçeklerin ve meyvelerin ismi babaannemin lügatine göreydi. Bir ağacımız vardı komşunun bahçe duvarına yaslanan,adı frenk elmasıydı babaannemin dilince veya ege civarında bilmiyorum. Ama bizden başka kimseden duymadım bu ismi. Bilinen ismi “Yenidünya” idi meyvenin. Ağacımız öyle çok heybetli değildi kocaman da değildi üstelik meyveleri ama dedim ya daha önce ki hikayemde bize göre en leziz meyvelerdi. Biz beş kardeş kuzenler dört kardeş toplamda dokuz çocuk o ince dallara sahip frenk elması ağacının tepesine tünerdik rızkını arayan kuşlar gibi. Yaş itibari ile büyükler en tepelere çıkıp en olgunlarını yerdi e canları isterse aşağıda kalanlara gönderirlerdi bi kaç tane olgun frenk elması. Topladığımız meyveleri kah ağacın tepesinde kah bahçenin bilimum oturulası köşelerinde yerdik. Babaanneme göre öyle arsızdı ki bu meyve çekirdeğini nereye atsan ordan boy verirdi yeni bir fidan. Konu komşunun bugün frenk elması varsa bahçesinde bilin ki o bizimkinin hatırasıdır. Hatırasıdır diyorum çünkü, bi süre sonra kurumaya başladı bizim ağacımız. Önce bir kısmı sonra tamamı kurudu ve sonunda kestiler. Nedendir bilmem o ağaca çok üzülmüştüm, kurumasına sebep olduk diye düşündüğümdendir belkide. Bir de bir çiçek vardı adı kendi şahsına münhasır. Gerçekten böyle midir ismi bilmiyorum. “AŞKIMIN GÖZYAŞLARI” değişik bir çiçekti bize göre. İnceli kalınlı bir çok dalı mevcuttu ve o dalları çevreleyen kalp şekline benzeyen taneler vardı. Dokunmadığın sürece ne yağmur ne rüzgar dinlemeden  hiç bir şey olmayan o taneler dokunduğun anda gözyaşı gibi dökülüverirdi dalından. Çok sonraları farkettim o çiçeğin bir kaktüs çeşidi olduğunu ama hala gerçek ismini bilmiyorum,bilen beri gelsin. Araştırmadım da açıkçası çünkü çiçekleri babaannemin öğrettiği isimlerle bilmek hoşuma gidiyor. Onun isimleriyle seslenince daha güzel kokuyor sanki çiçekler. Şimdilerde adına sardunya denen bir çiçek daha var mesela bizim lügatimizde adı farklı olan. “OMARA” derdik biz ona ve babaanneli bahçemizin olmazsa olmazıydı. Muhtelif köşe başlarında, arada kalan boş saksılarda ilişiverirdi hemen gözümüze.  Bir de bir öğretisi vardı bize babaannemin her defasında yinelediği. Derdi ki: Çiçekleri kokladıktan sonra Allah ne güzel yaratmış deyin gonca güllerim yoksa çiçekler size küser bir daha koku vermezler. O gün bu gündür hangi çiçeği koklasam babaannemin o sözü gelir aklıma ve bazen usulca içimden bazen de dışımdan tekrarlarım  ve kokusu çoğalır çiçeklerin… 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir