Nur Orda Dur

Der ki Şair kılıklı herif;

Kocaman göz bebeklerini seyrüsefer etmeye bin cennet feda etsem, bin dünya heba etsem, Revadır…

Sonra Onun güzel kulaklarına şu sözleri fısıldadım;

Bir derya ortasında, kayıksız ve küreksiz olduğumu mu düşünüyorum? Hayır! Çırpınıp, dalgalarla boğuşup karaya mı ulaşmak istiyorum, felaha, Evet! Yakınmıyorum asla, oralarda olduğundan, Kayığım, küreğim olmandan. Buralarda sensin hem, Ben de seninim üstelik, dalgalar da senin, martılar da, karalar da senin, aklar da. Düştüğüm kuyu da sensin, çıkacağım dünya da.

Gece olunca kararınca kâinat,

Yakarsın yıldız fenerlerini sevgilin görsün diye,

Aydınlatırsın önümü, sağımı solumu, arkamı,

Hiç bitmeyen sonsuz bir Nur.

Ve ateş böceği gibi pervane, kendi içinde avare, sana amade ve cism-i şahanene..

Vardım yâr!

Ruhum serili yollarına, kapında cânım, bahçende oynayan,

Avuçlarının içinde saklanan ve gizliden oraya yazılan,

Vardım yâr! sana vardım,

Utanmadan!

Alnımı koyup yazgına, bir duâ yakarım ki mevlaya,

Melekleri ağlatır nidâlarım..

 

Bana doğru döner ve billur sesi ile şöyle der;

Bir hânde lütfet gözlerimin bağrına ey sevgili!

Cân bulsun kuraklarım.

Ben hadreban oldum, harabeye döndüm,

Ruhuna muhtacım, bedenine muhtacım,

Ruhum azâbta, bedenim ise feryâd-ı figân,

Bulunmaz arzda derdime derman,

Arş’a uzanır kalbim,

Ki ne handeler, ne buseler ve nice zevk-i âlâ,

Sevgili, Sevgilim,

Bulut olur gözlerin, kaybolur geceye,

Yıldızlar kadar sessiz kalırsın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir